...:::SanaL.Bosfforuma HoşGeldiniz:::....

Sanal.bosfforuma HoşGeldiniz
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En iyi yollayıcılar
FeRiDuN
 
yeshimm
 
aydınn
 
€réN
 
manyaaqxx
 
madboy35
 
$ule
 
ÖMER
 
wady
 
meco
 
En son konular
» alta ki kişinin nereli olduğunu tahmin etme
Paz Ocak 11, 2009 8:58 pm tarafından FeRiDuN

» Bir sonraki üyeyi tahmin edin ?
Paz Ocak 11, 2009 8:56 pm tarafından FeRiDuN

» xxX Üstteki Üyeyi Saçma bir nedenden Banlayın Xxx
Paz Ocak 11, 2009 8:55 pm tarafından FeRiDuN

» sonu ''on'' ile biten kelimeler :)
Paz Ocak 11, 2009 8:53 pm tarafından FeRiDuN

» son kelimeyi al başa koy:)
Paz Ocak 11, 2009 8:50 pm tarafından FeRiDuN

» arka sıradakilerde en çok hangi oyuncuyu seviyorsunuz?
Cuma Eyl. 26, 2008 10:40 pm tarafından FeRiDuN

» Şuan Hangi Şarkıyı Dinliyosunuz
C.tesi Eyl. 20, 2008 5:10 pm tarafından yeshimm

» İçinizden Bağırmak Gelse Hangi Cümleleri Söylerdiniz...
Çarş. Eyl. 17, 2008 4:38 pm tarafından ÖMER

» son harften isim turetmece
Ptsi Eyl. 15, 2008 9:31 pm tarafından FeRiDuN

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 49 kişi Salı Ağus. 30, 2016 9:21 am tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 36 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: arab

Kullanıcılarımız toplam 2231 mesaj attılar bunda 1709 konu
Aralık 2018
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31      
TakvimTakvim
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Sinemalarda Bu Hafta

Sayaç


Paylaş | 
 

 Hayata Yön Veren Hikayeler...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:40 am

Dört Mum

Dört mum yavaşca yanıyordu.
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.

İlki söyledi:
‘’ ben barışım!"
Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. "
Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.

İkincisi söyledi:
‘’ ben inancım!"
neredeyse herkez benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor
o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok’’
Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü.

Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu:
” ben sevgiyim!"
yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı
ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi
unuttular "
Ve hiç zaman yitirmeden söndü.

Ansızın...
Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür
”neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir "
Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar.

Ardından dördüncü mum söyler:
”korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz


"ben umudum!’’



Umudun alevi yaşamınızdan asla sönmemesi dileğiyle..








__________________
Şeytanın Hileleri Ve Kabir Azabı Mutlaka Dinleyin
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:41 am

uzun bir hikaye biliyorum; ama sonuna kadar lütfen okuyun kesinlikle hayatınıza yeni anlamlar katacaktır..


"18 Kasim 1995 günü keman sanatçisi Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln
Center'daki Avery Fisher Salonu'nda bir konser vermek üzre
sahneye çikti. Eger herhangi bir Perlman konserinde bulunmussaniz bilirsiniz ki onun
için "sahneye çikmak" hiç de küçümsenecek bir basari degildir.
Çocukluk yillarinda çocuk felcine yakalanmis olan Perlman'in her
iki
bacaginda da destekleyici ateller vardir ve ancak kol degnegi
yardimiyla
yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasinda sadece bir
adim
atabilmek suratiyle aci içinde ve yavas yavas yürüken görmek
unutulmayacak
bir bir görüntüdür.
Agrilar içinde ama ihtisamla yürümektedir, sandalyesine
erisinceye
kadar.
Sonra oturur; yavasça koltuk degneklerini yere koyar,
bacaklarindaki
atellerin klipslerini açar, bir ayagini geriye iter, ötekini öne
uzatir.
Daha sonra yere egilerek kemanini alir, çenesinin altina koyar,
orkestra
sefine basiyla isaret verir ve çalmaya batlar.
Su zamanda degin, izleyiciler bu ritüele alismislardir.
O, sahnenin bir ucundan sandalyesine dogru ilerlerken sessizce
otur***ar.
Bacaklarindaki klipsleri açarken inanilmaz bir sessizlikle
beklemektedirler.
Çalmaya hazir olana dek beklerler.
Ancak o konserde birseyler ters gitti. Daha ilk birkaç satiri
çalmisti
ki
kemanin tellerinden bir tanesi koptu.
Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna
tabancadan
firlayan kursun gibi gitmisti ses. O sesin ne anlama geldigi
konusunda
yanilmak imkansizdi. Ve bunun akabinde ne yapilmasi gerektigi konusunda
da...

O gece orda olan insanlar kendi kendilerine söyle düsündüler:
"Anlamistik ki, yeniden ayaga kalkmasi, atelleri yeniden
takmasi,
koltuk
degneklerini almasi, yavas yavas sahne arkasina gitmesi ve ya
yeni bir
keman bulmasi ya da yeni bir tel takmasi gerekecekti"
Ama o öyle yapmadi. Bunun yerine bir dakika kadar
bekledi,gözlerini
kapadi
ve sonra sefe yeniden baslamasi için isaret verdi. Orkestra
basladi ve
o
kaldigi yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemis bir
tutku, güç
ve saflikla çaldi. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri
sadece
3
telle çalmak imkansizdir. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin,
herkes
bilir.
Ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmisti. Onu parçayi
kafasinda
molüde
ederken, degistirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz.
Bir noktada,
telleri nerdeyse yeniden tonlamisçasina sesler çikarmaktaydi
kemandan,
daha
evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini saglamak için...
Bitirdiginde salonu olaganüstü bir sessizlik kapladi. Ve akabinde
seyirciler ayaga kalkti ve tezahürata basladilar. Oditoryumun her
yanindan inanilmaz bir alkis patladi.
Hepimiz ayaktaydik bagiriyor, islik çaliyor, alkisliyor,
yaptigini ne
kadar
takdir ettigimizi, begendigimizi anlatacak her türlü hareketi
yapiyorduk.

Gülümsedi, yüzünden akan terle ri sildi, yayini kaldirarak bizi
susturdu
ve
böbürlen degil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla söyle dedi:
"Bilirsiniz,
bazen de sanatçinin görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha
müzik yapabilecegini bulmak..."

Bu ne güçlü bir cümledir. Duydugumdan beri aklimdan çikmiyor. Ve
kim
bilir? Belki de bu bir yasam tarzidir, - sadece sanatçilar için
degil
hepimiz için. Burada, tüm yasamini bir kemanin 4 teli ile müzik
yapmak
üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasinda kendini
sadece 3
tel
ile
bulan bir adam vardir.
Öyleyse o da 3 tel ile müzik yapmayi seçer, ve o gece yaptigi,
sadece
3
telle yaptigi müzik, daha evvel yaptigi, 4 teli varken yaptigi herseyden
daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdi...
O zaman belki de bizim görevimiz, yasadigimiz bu sallantili,
hizla
degisen, ürkütücü dünyada kendi müzigimizi yapmaktir; önce elimizde olan
herseyle;
ve
daha sonra bu artik imkansiz oldugunda, sadece elimizde
kalanlarla..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:42 am

FISILTI


Adam fısıldadı, " Tanrım konuş benimle" ve bir kus cıvıldadı ağaçta ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı " Tanrım konuş benimle!" Ve gökyüzünde bir şimşek
çaktı, ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve " Tanrım seni görmeme izin ver" dedi. Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde. Ama adam farkına varmadı.
Ve adama bağırdı, " Tanrım bana bir mucize göster! " Ve bir bebek
doğdu bir yerlerde. Ama adam bunu bilemedi.
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı, " Dokun bana Tanrım ve burada
olduğunu anlamamı sağla! " Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:43 am

''Bir süre önce bir arkadaşım, üç yaşındaki kızını, bir rulo altın
renkli kaplama kağıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. Durumları
iyi değildi ve kızının, kâğıtları ağacın altına koyacağı bir kutuyu
süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti.
Buna rağmen küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve "Bu
senin için babacığım." dedi. Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini
suçlu hissetti ama kutunun boş olduğunu görünce için için
sinirlenmekten de kendini alamadı.
Kızına bağırdı: "Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması
gerektiğini bilmiyor musun?”. Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı
ve şöyle dedi: "Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine
öpücüklerimi üflemiştim. Hepsi senin için babacığım."
Babanın içi paramparça olmuştu; kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı.
Arkadaşım, bu altın renkli kutuyu yatağının baş ucunda yıllarca
sakladığını anlattı bana. Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden
hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini
hatırlıyordu. ''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:43 am

KURABİYE HIRSIZI


Bir gece kadının biri bekliyordu havaalanında, daha epeyce zaman vardı,
uçağın kalkmasına. Havaalanındaki dükkândan bir kitap ve bir paket
kurabiye alıp buldu kendisine oturacak bir yer. Kendisini kitabına öyle
kaptırmıştı ki, yine de yanında oturan adamın olabildiğince cüretkâr
bir şekilde aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını
gördü, ne kadar görmezden gelse de. Bir taraftan kitabını okuyup, bir
taraftan kurabiyesini yerken, gözü saatteydi, kurabiye hırsızı yavaş
yavaş tüketirken kurabiyelerini. Kulağı saatin tik taklarındaydı ama
yine de engelleyemiyordu tik taklar sinirlenmesini. Düşünüyordu kendi
kendine, kibar bir insan olmasaydım, morartırdım şu adamın gözlerini!
Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.
Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, bakalım şimdi ne yapacak? dedi kendi kendine.
Adam, yüzünde asabi bir gülümsemeyle uzandı son kurabiyeye ve böldü
kurabiyeyi ikiye. Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer
yarıyı kadına. Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve Aman
Tanrım, ne cüretkâr ve ne kaba bir adam, üstelik bir teşekkür bile
etmiyor! Anımsamıyordu bu kadar sinirlendiğini hayatında, uçağının
kalkacağı anons edilince bir iç çekti rahatlamayla. Topladı eşyalarını
ve yürüdü çıkış kapısına, dönüp bakmadı bile kurabiye hırsızına.
Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna, sonra uzandı, bitmek üzere olan
kitabına. Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla.
Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde
inledi, bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekiler de onundu ve
paylaştı benimle her bir kurabiyesini! Özür dilemek için çok geç
kaldığını anladı üzüntüyle,
Kaba ve cüretkâr olan, kurabiye hırsızı kendisiydi işte.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:44 am

Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun
olmasının yanı sıra, çok garip bir de kamburu vardı. Moses Mendelssohn,
günün birinde Hamburg da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti.
İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel
kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin
görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık
vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu.
Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı
ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde
bulundu. Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun
cennetten geldiğini bile düşündü.
Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Moses i
çok üzdü. Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu
güzel kıza bir soru sordu: "Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna
inanır mısınız?" dedi.
"Elbette" diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp
Moses in yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu: "Peki ya
siz?"dedi."Siz inanır mısınız buna?"
Moses bir an bile duraksamadı: "Evet,ben de inanırım" dedi ve ekledi:
"Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı,onun evleneceği
kızı belirlermiş. Benim doğumumda da,benim evleneceğim kız belirlenmiş
ve bana Senin karın kambur olacak demiş.O zaman ben bir istekte
bulunmuşum Tanrı dan.
Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamb***uğunu
bana ver ve onu güzel bir kadın yap demişim." Moses in bu sözlerinden
sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve
elini uzatIp, Moses in elini tuttu.Ve daha sonra da onun, sevgili eşi
oldu.

Bu anlatılanlar bir "peri masalı" değil, ünlü Alman besteci
Mendelssohn un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmelerinin öyküsüdür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:45 am

beş önemli ders


'' Birinci önemli ders..."
Size hizmet edenleri hep
hatırlayın..
Bir pastanın uc otuz paraya satıldığı günlerde 10
yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu.. Çocuk
sordu: "Cukulatali pasta kaç para?.."
"50 cent!.."
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha
sordu:
"Peki dondurma ne kadar.."
"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla..
Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu.
Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki.. Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı
temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu birden. Masayı sanki akan
yaslar temizleyecekti. Bos dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
15 centlik bahşiş duruyordu..


İkinci önemli ders..
Onemli olan vermektir..
Yillar once hastanede calisirken, agir hasta bir
kiz getirdiler.
Tek yasam sansi bes yasindaki kardesinden acil kan nakli
idi. Kucuk oglan ayni hastaliktan mucizevi sekilde kurtulmus ve kaninda o
hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olusmustu. Doktor durumu bes
yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip vermeyecegini sordu. Kucuk cocuk
bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve
"Eger kurtulacaksa, veririm kanimi" dedi.
Kan nakli ilerlerken, ablasinin gozlerinin icine
bakiyor ve gulumsuyor-du. Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti,
ama kucuk cocugun yuzu de giderek soluyordu.. Gulumsemesi de yok oldu.
Titreyen bir sesle doktora sordu:
"Hemen mi olecegim?.."
Kucuk doktoru yanlis anlamis, ablasina vucudundaki butun kani verip, olecegini sanmisti.

Üçüncü önemli ders..
Yağmurda otostop!..
Bir gece vakit gece yarısına doğru Alabama
otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan
yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye
çalışıyordu. Gecen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60 li
yıllarda bir
beyazın bir zenciye hem de Alabama da yardıma kalkışması pek olağan
şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir
taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi.
Verdim. Bir hafta sonra kapım calindi. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu
adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda..
"Gecen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç
yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.
Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin
sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının bas ucuna zamanında
ulaşmayı başardım.
Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardim eden sizi ve
başkalarına karşılık beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasın!..
En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole."


Dördüncü önemli ders..
Yolumuzdaki engeller..
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun
üzerine kocaman bir kaya koydurmus, kendisi de pencereye oturmustu. Bakalim neler olacakti?.
Ulkenin en zengin tuccarlari, en guclu kervancilari, saray gorevlileri
birer birer geldiler, sabahtan oglene kadar. Hepsi kayanin etrafindan
dolasip saraya girdiler. Pek cogu krali yuksek sesle elestirdi.
Halkindan bu kadar vergi aliyor, ama yollari temiz tutamiyordu. Sonunda
bir koylu cikageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sirtindaki kufeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya
sarildi ve ikina sikina itmeye basladi. Sonunda kan ter icinde
kaldi ama, kayayi da yolun kenarina cekti. Tam kufesini yeniden sirtina almak
uzereydi ki, kayanin eski yerinde bir kesenin durdugunu gordu Acti.
Kese altin doluydu. Bir de kralin notu vardi icinde.. "Bu altinlar
kayayi yoldan ceken kisiye aittir" diyordu kral.
Koylu, bugun dahi pek cogumuzun farkinda olmadigi bir ders almisti.
"Her engel, yasam kosullarinizi daha iyilestirecek bir firsattir..

Beşinci önemli ders...
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını
dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar
soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi:
"Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adi nedir?.."
Bu herhalde bir çeşit saka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün
görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı.
50 lerinde falan olmalıydı.
Ama adini nerden bilecektim ki!.. Son soruyu
yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Sure biterken bir öğrenci, son sorunun test
sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
"Tabii dahil" dedi, hocamız.. "İş yaşamınız boyunca insanlarla
karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar.
Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar.
Onlara sadece gülümsemeniz ve`Merhaba demeniz gerekse bile.."
Bu dersi hayatim boyunca unutmadım. O hademenin adini da.. Dorothy idi.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:46 am

Şirketin insan kaynakları yöneticisi, iş başvurusuna gelen adaylara bir soru sormuş;
“Sorunun doğru cevabı yok, vereceğiniz cevap sizi tanımamızda etkili
olacak. Karanlık, yağm***u bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök
gürlüyor ve siz sabaha karşı iki sularında yalnız ve ıssız bir yolda
araba kullanıyorsunuz. Araba iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında
üç kişi bekliyor. Birincisi doktor, daha önce hayatınızı kurtarmış.
İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta. Soğuktan ölmek üzere. Üçüncüsü, aşık
olduğunuz ve bugüne kadar söyleme fırsatı bulamadığınız kişi. Hava
gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir
durumda ne yapardınız?”

Görüşmecilerden bazılarının cevapları tahmin edebileceğiniz gibi şöyle:

A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm.

B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım.

C. Hasta adam tabi ki önemli ama, kendi geleceğim ve hayatım için, aşık olduğum kişiyi alırdım.

Yine de cevap verenlerin yüzde 90 ı yaşlı adamı alacağını söylemiş. Ancak sadece bir kişi işe alınmış. Alınan kişinin cevabi şu;

“Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı
kurtardığı gibi yaşlı adamı da hastaneye yetiştirip iyileştirebilir,
böylece ben de hayatımın aşkıyla otobüs durağında baş başa kalırım,
üzerimdeki montu ve şemsiyemi ona verir, sonra da aşkımı ilan ederdim!”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:47 am

Sudanlı aç bir çocuğun incecik siyah teni, narin kemikleri ve güneşten
pişmiş öne eğik başı. Küçük kızın açlıktan bir adım daha atacak gücü
kalmamış. Yere kapaklanmış, emekleyerek bir kaç kilometre ilerideki
yardım kampına gitmeye çalışıyor. Biraz arkasında ise bir akbaba
sabırla bekliyor. Ölse de yesem diye.


Ve küçük kız için inanılmaz bir fırsat doğuyor: Küçük kızı
kurtarabilecek bir insan olayı görüyor ve yanına yaklaşıyor. Ve işte
zamanın durduğu an:


Kızın bu halini gören gazeteci Kevin Carter, fotoğraf makinesi ile bu
anı donduruyor ve çektiği bu fotoğrafla hayalindeki Pulitzer ödülünü
1994 yılında alıyor.


1994 yılında Sudan da çekilen bu fotoğraf Afrikada ki açlığın simgesi
oldu ve belkide bir çok insan bu fotoğraf sayesinde açlıktan kurtuldu.


Ancak insanlar olayı sadece bir fotoğraf karesi olarak görmüyorlardı,
Kevin Carter e olayın devamını yani küçük kıza ne olduğunu sordular.
Cevap en az fotoğraftaki manzara kadar içler acısıydı:


Carter, küçük kıza yardım etmediğini ama fotoğraf çekerken akbabanın
korkup kaçtığını, kızın yaşayıp yaşamadığını bilmediğini ama yaşıyor
olması gerektiğini, çünkü gıda yardımı yapılan Amerikan üssünün pek de
uzakta olmadığını söyledi.


İnsanların Carter a o anda ne cevap verdi bilemiyoruz, ancak Carter 3
ay sonra kendince bir cevap buldu. Fotoğraf makinesini elinden bırakıp,
bahçe hortumunu arabasının egsozuna takıyor ve intihar ediyor. Kevin
Carter in bıraktığı intihar notunda bu fotoğrafla ilgili veya içinde
bir takım ızdıraplar olduğunu gösterecek her hangi bir ifade
bulunmadığı belirtiliyor...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydınn
Moderatörler
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 429
Yaş : 25
Nerden : istanbul
Ruh Haliniz :
Hangi Takımlısızı :
Kayıt tarihi : 25/08/08

MesajKonu: Geri: Hayata Yön Veren Hikayeler...   C.tesi Eyl. 06, 2008 5:48 am




Siva ve Sakti, Hinduizm in kutsal çifti, gökyüzündeki yüksek katlarında
oturup, bir yandan yeryüzünü seyrediyorlar, bir yandan da insan
yaşamını tehdit eden uns***arı, insan davranışlarındaki karmaşayı,
insan olmanın acılarla dolu bedeline hüzünleniyorlarmış.

Birden Sakti, ara sokakların birinde ayakta bile zorla duran perişan yoksulu farketmiş..


Kalbi merhametle burkulmuş. Yaşamak için verdiği savaş, dürüst ve iyi bir insan olması onu etkilemiş olmalı ki, kutsal kocasına


"Bu zavallıya biraz altın vermesi" için yalvarmış. Siva adamı bir an gözlemiş, sonra sevgili karısına dönerek,


"Yapamam" demiş..


Sakti şaşırmış.


"Ne demek?" diye isyan etmiş kocasına..


"Sen bu evrenin sahibi, en yüce tanrısı değil misin? Bu kadar basit bir şeyi nasıl yapamazsın?"


"Bunu ona veremem çünkü henüz almaya hazır değil" demiş, Siva..


Sakti çıkışmış,


"Yani, yolunun üzerine bir kese altın bırakamayacağını mı söylüyorsun?"


"Tabii, bırakabilirim" demiş, Siva.. "Ama bu başka bir şey.."


"Lütfen.." diye yalvarmış, Sakti.. "Lütfen.."


Ve Siva bir kese dolusu altını yoksul adamın yolunun üzerine bırakmış..


Zavallı yoksula gelince, o akşam iki lokma bir şey bulup yiyip
yiyemeyeceğini, yoksa yine aç mı uyuyacağını düşünerek yoluna devam
ediyormuş.. Köşeyi dönünce,


"Şuna bak" demiş, "koca bir taş parçası iyi ki, gördüm.. Çarpsaydım, partalı çıkmış sandaletlerim iyice elden çıkacaktı.."


Ve dikkatle altın dolu kesenin üzerinden atlayarak yoluna devam etmiş..


Yaşam yolumuzun üzerine yüzlerce torba dolusu altın bırakıyor..


Ya çok seyrek olarak bu torbalar olduğu gibi görünüyor ya da biz onların bilincine çok geç varıyoruz..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Hayata Yön Veren Hikayeler...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
...:::SanaL.Bosfforuma HoşGeldiniz:::.... :: .·´¯(_.·´(_.·´¯(_Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi - Şiir_)¯`·._)¯`·._)¯`·. :: Edebiyat-
Buraya geçin: